Ara
  • Ceyda Kayaturk

STRESTEN KAÇIŞ DA VAR, KURTULUŞ DA

‘’Şunu görmelisin… Deli bunlar…’’ dedim. ‘’Günde iki öğün yiyorlarmış, yok artık... Üstelik ekmek filan da yemeyip karbonhidratı sebzelerden alıyorlarmış. Sebzelerde karbonhidrat var mı ki Allah aşkına? Hem insan ekmeksiz doymaz ki....’’ diye devam ettim.

‘’Kimler?’’ diye sordu.

‘’Ne bileyim, sosyal medyada takip ettiğim bir sağlık sayfasında gördüm. Zaten bu sayfayı da bir arkadaşımın önerisiyle takibe almıştım. İlk kez gözüme çarptı.’’

Deli bunlar, diye başladığım cümlenin üzerinden 2 yıl geçti de 3. yıla girdik bile. Bugün, aralıklı oruç (IF - intermittent fasting) uygulayarak çoğunlukla günde iki öğün yemek yediğim, o zamanlar meğer pek de anlamadığım sebzelerin içerdiği karbonhidrat bilgisine artık sahip biri olduğum ve tanımadığım o ‘deli’lere bir teşekkür borçlu olduğum doğrudur. Ne diyebilirim, hayat teşekkürümü etmeme bir gün bir fırsat tanır elbet.

Beslenmeden ne çok bahsediliyor, ne çok bahsediyorlar ve ne çok bahsediyorum... Ancak, bir tek beslenme mi bizi kurtaracak? Değil elbette. Adı üstünde ‘’bütüncül bakış açısı’’ bu. Çünkü biz bir bütünüz. İnsanız. Ruhumuz-zihnimiz-bedenimiz nasıl ayrılsın ki? Dolayısıyla, stres denilen olgunun ne denli yönetilebilir olduğunu gördüğümden beri bu bakış açısına olan hayranlığım o zaman o yönden de arttı, henüz bir sağlık koçu değilken, işin sadece hasta/danışan tarafındayken.

HPA aksı diye bir şey duydunuz mu? Peki stres hakkında gerçekten ne biliyoruz? Nasıl baş edeceğimizi bilmediğimiz bir konu olan stres oldukça korkunç bir şey gibi geliyor ise madem, onu yönetmeyi öğrenirsek ne olur? Korkunç olmaktan çıkar mı sizce? İnsanın aslında bilmediğinden korktuğunu düşünecek olursak..? Sanırım hep bir ağızdan ‘’Eveeet...’’ diyoruz gibi.

Şahane.

Stres nedir sahi? Stres, zorlu durumlara karşı verilen biyolojik yanıtın literatürdeki ismi aslında. Yanıt biyolojik olduğuna göre o kadar da soyut bir mevzu değil demek ki bu stres. Halbuki çok soyutmuş da hatta yer yer spiritüel bir şeymiş gibi bile gelir bazen insanlara. Ama işin realitesi ve matematiği öyle değil. Hissiyatı soyut, kendi son derece somut bir oluşum bizim bu stres. Bence bu güzel haber. Çünkü somutu yönetmek soyutu yönetmekten çok daha kolaydır. Hadi biraz sisteme bakalım şimdi de...

İşin biyokimyasal ve metabolik süreçlerini uzun uzun anlatıp tıbbi bir çok tabirle sıkıcı olmak niyetinde değilim. Bu konuda oldukça sadeleştirmiş ve anlaşılır olmaya açıkçası bilhassa özen gösteriyorum.

Tıp tarihinde stres konusu ile anılan Hans Selye’nin ‘’Genel Adaptasyon Sendromu’’ evrelerini bilmek bize bir çok şeyi ifade ediyor aslında. Kendisi organizmanın zaman içerisinde strese nasıl uyumlu cevaplar verdiğini keşfetmiş bir endokrinolog. Merak ederseniz Google’lanabilir elbette.

Genel Adaptasyon Sendromu’na göre stres vücut içerisinde 3 evrede gelişiyor:

Alarm evresi... Hücre içerisindeki stresi var etmeye başlayan hormonal yükseliş başlıyor ve kişi buna uyum sağlamaya çalışıyor.

Direnç evresi... Böbrek üstü bezlerdeki malum hormonlar (kortizol ve DHEA) artık yavaş yavaş düşmeye başlıyor. Yani kişi, alarm dönemindeki uyumu gösterememeye başlayıp artık vücut içerisindeki direnci artırmaya çalışıyor. Ama bir yere kadar bunu yapabiliyor ve sonraki evreye geçiveriyor...

Tükenme evresi... Bu artık gelinen son aşama oluyor ve sistem pes edip çöküyor.

Stresi yaratan çoğu zaman duygusal durumlar/süreçler olsa da atta yatan SIBO, disbiyozis, kronik inflamasyon, yetersiz detoksifikasyon ve mitokondriyal disfonksiyon gibi patolojiler de çok önemli birer eşlikçi ve tetikleyici aslında.

Peki stresi yönetebilmek için ne yapalım?

o Beslenme kalitesini ve alışkanlıklarını düzenleyelim, bunu kalıcı ve sürdürülebilir olarak düzenlemeyi öğrenelim, gerekirse bu düzenleme konuda destek alalım...

o Uyku hijyenimizi gözden geçirelim...

o Fiziksel aktivite durumumuzu ‘’kendimize göre’’ ele alalım...

o Üzüntülerin ve problemler hep var olduğunu bilelim ancak biz işin stres kısmını yönetmenin yollarını, hatta tekniklerini öğrenelim...


Hadi gelin, kendinize iyilik etmenin bir ucundan tutmaya niyetlenin ve küçücük adımlarla ilerleyip sonunda o kocaman resmi farkında bile olmadan, rahatlıkla çizmiş olun. Bana, nasıl yaptın, diye sorduklarında özetle söylediğim budur...

Sonuç: Hiç olmadığım kadar iyiyim.


Ceyda Kayatürk

17/03/2021

Kaynak: Fonksiyonel Tıp Akademisi


361 görüntüleme2 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör