Ara
  • Ceyda Kayaturk

DİYABETE 1 KALA, ARTIK SAĞLIKLIYIM!

Güncelleme tarihi: Mar 18


Diyabete 1 kala insülin direncini yendiğimi hayatım boyunca bıkmadan, usanmadan tekrar tekrar söyleyebilirim… ‘’Yaşın genç, ondan yendin’’ diyenleri de azıcık aklı selime ve bilimsel sistematiği öğrenmeye davet ederim…


‘’Haşimatolu insanlar çok zor kilo verir…’’ diyenler, onlar da online mı peki? Onlara da haşimatodan kurtuluşumu rahatlıkla ve sağlıkla verdiğim 37 kg ile müjdelemek isterim.


SIBO’yu da geride bıraktığıma ve beynim kadar önemli olan bağırsaklarım da iyileştiğine göre sıradaki gelsin…


Aa bir de… Reflü mü? Hatırlamıyorum bile acısını, bilginize…


Polikistik over tedavim tüm hızıyla ve en şahaneli haliyle devam ediyor. Herhalde en uzun soluklu tedavim bu olacak. Ondan da temelli kurtulduğum zaman şerefine yazı yazmazsam lütfen hatırlatınız. Ömrümü yemişti zira.


2019, Mayıs ayıydı.


Bir kadının 2 kilo bile alması ne büyük olaydır ya hani…

Ben ise tam 41 kg almışım!

111 kg’yu hayatında ve tartıda görmüş bir genç kadındım artık…

Ve sadece 32 yaşındaydım.


Tartılmaya korkar olmuşum...

Enerjim asla yeterli değil…

Uykum uyku değil…

Kabuslarım tatlı bir rüya değil...

Sıklıkla acıkıyorum... Doyduğumu sanıyorum… Gece yarısı aşırı acıkıyorum... Elimde değil, sonunda yiyorum…

Acı çekiyorum…

Nefes almak zor…

Bedenimde acılar tarifsiz...

Ağrılar bitmiyor...

Depresif duygular dört bir koldan saldırıyor…

Yaradılışım neşeli de, oradan biraz yırtıyorum. Ama kimseye de çaktırmıyorum.


Annem görüyor halimi.

Erkek arkadaşım bir de.


Yüzümde, saç derimde bir takım yaralar baş gösteriyor…


Vücudumun her bir köşesinde muhtelif akneler…

Bu akneler yetmediği gibi kistik aknelerle de uğraşıyorum. Büyüdükçe büyüyorlar. Derimin gerginliği ile tüm bedenime yayılan acı bana artık çok tanıdık hale geliyor. Alışıyor ve normal kabul ediyor hale geliyorum. Her birini… Tek tek…


Başım dönüyor bir de… Vertigo diyorlar ama gerçekten öyle mi, emin olamıyorum. Dünya dönüyor, öyle böyle değil. Son dakika planlarımı iptal ettiriyor. Sokak ortasında ne yapacağımı şaşırtıyor filan bazen.


Pre-menstrual dönemi de, menstrual dönemi de yaşayan ölü gibi geçiriyorum. Müthiş acılarla boğuşurken dayanamayıp bir yardım eli istiyorum… Genetik bu, yapacak bir şey yok diyorlar… Kabulleniyorum…


Midem yanıyor bir yandan. Ölüyorum acısından ama yaşıyorum aslında. Sürekli bulanıyor üstelik. En ufak bir sıkıntıda… Ya da ben aslında zaten sürekli sıkıntıda olabilir miyim acaba? Mideme vurdu deriz ya… Bende o mevzu ‘’Midem beynime vurdu’’ şeklinde işliyor. Evimin yakınındaki ismi lazım değil iki hastanenin acil doktorları ve hemşireleri beni her gittiğimde artık ‘’Hoşgeldiniz Ceyda Hanım’’ diye karşılıyor. Çünkü yine midem bulanıyor, hep midem bulanıyor… Tetkikler yapılıyor, ne gerekirse bakılıyor, muhtemelen ufak bir besin zehirlenmesi geçiriyor olduğum gerekçesi ile serum veriliyor. Zaten benim istediğim de o serum. Çünkü bulantımı kesecek. Ve bir kabus gün daha böylece geçiyor…


Kendi kıyafetlerimi giyemediğim için doğru düzgün alışveriş de yapmıyorum. Durmadan büyümüş ve 50 beden olmuş bedenime erkek arkadaşımın montunu giysem bile dar geliyor. Pantolon filan çok zor. Artık onun spor yaparken giydiği eşofmanları giymekte çareyi buluyorum.


Ve sonunda kendimi erkek gibi hissediyorum… Halbuki ben kadın olmayı çok seviyorum. Erkek gibi giyinmek zorunda kalıyorum diye için için ağladığımı çok iyi bilirim.


Kendime ait kıyafetler giydiğimde de başka bir uyaran illa ki oluşuveriyor: ‘’Ceyda… Ne olmuş sana? NE KADAR ÇOK KİLO ALMIŞSIN?!’’ … Evet sevgili yakınım/arkadaşım/komşum her kim ise bu… Evet, iyi ki söyledin… Söylemeseydin ben aldığım ve bir balondan farksız halde beni şişiren kilolarımın hiiç farkında olamayacaktım. İyi ki söyledin… Sen de olmasan halimiz ne olurdu, bilemiyorum… (Haklı serzenişim devrede.)


Yakınımdaki pek çok insan bir zaman sonra benim eski hallerimi hatırlamıyor. Beni hep şişman olarak anımsıyorlar -halbuki hayatımda pek çok kez kilo alıp vermiştim ama hiç böyle olmamıştım- ve bu da canımı yakıyor.


Dışarıda vakit geçirmek işkence gibi. Zira en ufak bir şey yesem anında karnım şişmeye başlıyor. Pantolon karnımı adeta bir bıçak gibi kesiyor. Sonra bir anda ağlama krizi geliyor. Agresifleşiyorum ama kimseye çaktırmıyorum. Kendi içimde yaşıyorum.


Hormonsal, bağırsağa dayalı, metabolik pek çok hastalığımın olduğunu ve hepsinin birbiriyle ne kadar bağlantılı olduğunu henüz bilmediğim o berbat günler… Her yeni gün birbirinin tekrarı olarak ardı ardına birbirini kovalıyor. Bir çıkış yolu olmalı ama o yolu bir çok kişi gibi ben de bilemiyordum…


Geçirdiğim panik atakları da yazayım da, eksik kalmasınlar… Çok üzdüler beni, çook…


Bugün HASTALIKTAN GELME (ben kendimi öyle isimlendiriyorum) bir Fonksiyonel Tıp Sağlık Koçu olarak bu satırları yazıyorum. Bu hayatta başardığın en iyi şey nedir, diye sorarsanız sağlığımı geri kazanmış ve nasıl koruyacağımı öğrenmiş olmak olur.


Ben bugün artık;


Nasıl hem sağlık dolu hem de yoksunluk hissi çekmeden, lezzetle besleneceğimi gayet iyi biliyorum.

Stresin yönetilebilir bir şey olduğunu ve bunun yöntemlerini oldukça iyi biliyorum.

Uykularımı kontrol altında tutabiliyorum.

Hareket etmekten kendi rızamla kaçmaz hale geldiğim için düzenli fiziksel aktivite yapabiliyorum.

Vaktim yok diye bir şeyin olmadığını, kendi hızım diye bir olgunun varlığını her gün bir kez daha görüyorum.


Ve tüm bunların zor/uzak/imkansız/ütopik filan olmadığının en canlı örneği olarak geçiriyorum hayatımı.


Size bir şey daha söyleyeyim mi…


Benim babam diyabet hastasıydı, böbrek hastasıydı, hipertansiyon hastasıydı ve 50’lerinin başındayken, ben sadece 12 yaşımdayken vefat etti…

Anneannem ve babaannem diyabet hastasıydı, 60’lı yaşlarında gittiler…

Anneannem aynı zamanda kalp hastasıydı.

Amcam 50’li yaşlarında kalpten öldü.

Dedem kanser hastasıydı ve 60’larında bu dünyadan göçüp gitti.

Teyzem MS hastasıydı, 50’li yaşlarında bizlerden ebediyen ayrıldı...


Zincirleme bir kader miydi bu? Aslında hayır. Çünkü ben iyileştim. Otoimmün hastalıklarla dolu olan bir ailenin çocuğu olarak, kendi otoimmün hastalıklarımdan kurtuldum. Hem de en bilinçli, en bilgece, en bilimsel, en doğru yollardan giderek… Mesele tam da bu. Öğrenilmiş çaresizlikleri bertaraf etmek için akıl süzgecimiz başlıca yardımcımız aslında…


Ceyda Kayatürk

09/03/2021

691 görüntüleme4 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör